BLOGGER TEMPLATES AND TWITTER BACKGROUNDS

6 Eylül 2013 Cuma

Tektaş "Mecburiyeti"

Son yıllarda moda oldu- tektaşsız evlenilmiyor. Ekonomik durumu, alım gücü ne olursa olsun her gelin adayı, daha söz keserken takıyor ama iyi, ama kötü bir tektaşı parmağına.

Erkeklerde de fazla amerikan filmi seyretmekten olsa gerek, "evlenme teklifi tektaşla edilir" gibi bir önyargı oluşmuş.

Bense tektaşları çok "orta yaş işi" buluyorum. Bir genç kız eline, daha doğrusu giyim tarzına, yaşam tarzına, hal ve tavrına yakıştıramıyorum. Sakil duruyor. Annesinin yüzüğünü emaneten takmış gibi bir görüntü..

Bu tektaş meselesini Evrim'le çok sık konuşuyoruz. Bazen alışveriş merkezlerindeki kuyumcu vitrinlerinden bana model seçtiriyor (genelde hiçbirisini beğenemiyorum), bazen de internetten fotoğraf falan gönderiyor. Her defasında söylüyorum, evlenme teklifi sırasında tektaş yüzük beklemediğimi, illa yüzük almak istiyorsa alyansları alabileceğini (dümdüz ince sarı halka istiyorum çünkü, o basit)

Bizimki gibi uzun süreli ilişkilerde, çoktan beridir aileler tanışıyor ve epeydir evlilik muhabbeti yapılıyorken ayrıca bir evlenme teklifine de gerek yok. Zaten en tıfıl zamanlarımızdan beri evleneceğimizi konuşuyoruz. Ama yine de insanın hatırasında öyle bir an olsun diye, formalite icabı yapılıyor evlenme teklifleri. Ki benim  bana yapılacak evlenme teklifini önceden tahmin etmeme, ya da şaşırma ihtimalim de yok. 7-24 birlikteyiz çünkü, neredeyse tuvalete gitse haberim olacak noktasındayım:) Öyle olunca da "evlenme teklif etme anı"nı çok düşlediğim söylenemez. Hele tektaş, hiç umrumda değil. Sıklıkla tembihliyorum, "sakın bana sormadan, göstermeden, denetmeden yüzük almaya kalkma! zaten alyans,tektaş ve tria'sının (ya da beştaşının veya tamturunun) birbirine uyması gerek!" diyerek gözünü korkutuyorum. İnşallah "ben zaten onun zevkini bilirim" saikiyle sürpriz yapmaya falan kalkmaz:=)

Ayrıca günlük hayatımda asla kullanmayacağım, kırk yılın başı özel bir günde takacağım, nakde çevirmem gerektiğinde çok zarar edeceğim bir takı için o kadar çok para harcamak yerine, aynı meblağı günlük hayatımda da kullanabileceğim küpe-kolye takımları almak için kullanmayı tercih edebilirdim. Tektaşı da daha ilerki yaşlarımda, böyle şeylere özenmeye ve kendime yakıştırmaya başladığımda alırdık, olmaz mıydı?

İlgilenenler için pırlanta kesimlerine ilişkin bilgilendirici bir linki de paylaşıyorum: http://www.lizaypirlanta.com/icerik.asp?inf=40

Bence en şık duran oval kesim pırlantalar, ama maalesef ülkemizde rastlamak çok zor ve bulunanlar da çok büyük oluyor genelde, fiyatları da ona göre büyük oluyor tabii.

Kendileri örneğin şöyle bişey oluyor:


İkinci olarak yuvarlak kesim pırlantaları beğeniyorum, tercihen 6 veya 8 ayaklı olanları. Ama gözlemlediğim kadarıyla bizim kuyumcularda daha ziyade 4 ayaklı ve tercihen taşın havada durduğu, iyice sivri modeller revaçta.

6 ayaklı bir yuvarlak kesim yüzük şu şekilde gözüküyor:

Fiyatlar karat ve parlaklığa göre değişiyor elbette, ama her halukarda kazıklanıyorsunuz:) Zira kuyumcular mıhlamacıdan aldıkları pırlantayı %400 karla satıyorlar.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder