BLOGGER TEMPLATES AND TWITTER BACKGROUNDS

12 Mart 2015 Perşembe

Biz Nişanlandık! Vol.4 : Bir Küçük Dekorasyon Meselesi

Nişan'dan önceki 2 ay yurtdışında olduğum ve döndüğümde sadece 1 haftam olacağı için, elbiseyi riske atmak istemedim ve hazır da indirim dönemindeyken, sevdiğim markaların internet sitelerinden 3 alternatif elbise* sipariş ettim. Allahtan öyle yapmışım, tam nişandan önceki hafta annemin kafayı yiyip bütün evi alaşağı edeceği, kardeşimle benim odalarımızı değiştireceği, o odadan o odaya aktardığı eşyaları yerleştirmeyi beceremeyip o işi de bana saklayacağı içime mi doğmuş ne! Nişandan önceki haftam koli boşaltıp kitap dizmekle, kışlıkları katlayıp yazlıkları asmakla geçti. Nişan stresini hiç yaşayamadım o yüzden, "önce annemi mi kessem yoksa babamı mı?" cinneti yetti. Sağolsunlar, odaları değiştirmekle hızlarını alamamışlar. Hazır elleri değmişken salonda da küçük (!) çaplı dekoratif dokunuşlar yapmaya karar vermişler. Önce koltuklarımıza dünyanın en iğrenç kumaşını seçerek kaplama yaptırmışlar. Ama kaplamayı koltukların sadece minderlerine yaptırdıkları için koltuğun sırt kısmı ve kolçakları deri kahverengi kalmaya devam etmiş. Sonra seçtikleri iğrenç turuncu koltuk kumaşına uysun diye, benim tarafımdan seçilmiş yepisyeni modern halılarımızı kaldırmışlar, taaa annemin çeyizinden kalma ağzı yüzü kaymış demode yün halıları sermişler. Ve ben bunu haftasonu gezmesi için gittiğim Amsterdam'da tesadüfen sokakta balık satan büfenin şifresiz kablosuz ağına bağlandığım sırada whatsapp'tan gelen şu fotoğrafla öğreniyorum:


Naparsınız a dostlar? Sizi istemeye gelecekler, son dakika öz ananız babanızı size BUNU yapmış!
Eviniz gözlemeci Hacı Ana konseptinde, tek eksiği köşede bir hamur teknesi! Ne yapardınız?

Evet, böğüre böğüre ağladım! Amsterdamın orta yerinde, bir köşeye çömdüm ağladım. Ağlarken farkında olmadan kablosuz ağlı lokasyonumu kaybetmişim. Yeniden bedava internete bağlanabildiğim bir nokta bulduğumda ağlamam geçmişti ama ekranımda bu sefer de şunlar vardı:



Çok beğenmişler ya sandalyeleri de yaptırmışlar. Te allahım!

Bu son darbeyi de yiyince bende şafak attı, dedim niye sümsük sümsük ağlıyorum? O SALON ESKİ HALİNE GELECEK! Aldım whatsapp'ı elime, beni tutabilene aşkolsun, yazdım da yazdım: işte siz beni hiç mi sevmiyosunuz da, bana bu kötülüğü nasıl yaptınız da, insanları ben bu iğrenç eve mi getiricem de, madem böyle yaşamayı seviyodun Artvinden hiç göç etmeyeydin de (bu kısmı babama tabi), allahım one iğrenç renk, ne uyumsuzluk, size bir allahın kulu da dur yapma demedi mi, beni istemeye eve gelmesinler, beni restoranda istesinler....

Karşılığında "biz seni memnun etmeye çalışıyoruz sen bize neler diyosun eşşoğlueşşek" minvalinden azarın allahını yedim bittabi:) Ve dahi bana küsüldü:)

Daha bitmedi, bitti sandınız değil mi? Ve fekat çilem dolmamıştı. Nişan 6 Eylülde, ben vardım İstanbula 30 Ağustos gecesi saat 10'da. Ve işte karşılaştığım manzara:

Salon

Benim odam

Ölür müsün öldürür müsün ey okuyucu? Saçını başını mı yolarsın balkondan mı atlarsın? Sen karar ver?

Normal gelinler nişandan önce kuaföre gider saç boyatır, bakım yaptırır, manikür yaptırır ne biliyim masaj yaptırır, 2 aydır görmediği arkadaşlarıyla hasret giderir, kaynanasıyla bohça alışverişine çıkar... Ben iki aydır uzattığım kaşlarımı aldırmaya bile gidemedim. Sonraki günler hep yıka-pakla-derle-toplayla geçti, nişandan bir gün önce hala ortalık topluyorduk, tam bir hafta temizlikçi topuzumu hiç çözemedim bile, can havliyle kocaya kaçmadığıma şükür!

O salon o iğrenç haliyle mi misafir kabul etti diye merak ediyorsun, biliyorum. Bereket o iğrenç kılıflar fermuarlıymış canım okur. Yardımcımız Hafize teyze dolu dolu gözlerimi görünce bir çırpıda orjinal kılıflarını taktı, salonun normal halılarını serdi.  Kırlentler mırlentler de normale döndü. Tek sıkıntı, hızını alamayan bizimkilerin normalde kardeşimin odasında duran çekyatı da bu iğrenç kumaşla kaplatmış olası ve onun da maalesef nişan günü salona gelecek olmasıydı. Yapacak bişey yoktu artık, o kadarına da katlandık. O çekyata en şişmanları ve en şıkları oturtup görüntüyü bir nebze kamufle ettik:)

*Ha elbise diyordum... O da artık başka posta kısmetse.


5 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. Okurken hem güldüm hem üzüldüm:)) Kadınlar kulubünde görmüştüm yazdıklarını bloguna ordan ışınlandım. Maceralarının devamını bekliyorum, mutluluğun bol olsun :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim, hepimizinki daim olsun inşallah:)

      Sil
  3. çok güldüm, benimde haftaya daha ortada hiçbirşey yok pasta alsammı almasammı diye düşünüyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. pasta al bence ya almazsan sonradan pişman olabilirsin, bi de misafirler bekliyor bi pasta kesme anı. ama şahsen benim için lezzet görsellikten daha önemli, şeker hamuruna anlamsız paralar vermeye gerek yok:)

      Sil