BLOGGER TEMPLATES AND TWITTER BACKGROUNDS

16 Mart 2015 Pazartesi

Biz Nişanlandık! Vol:5 - Nişan Yemeği, Hamdi Restaurant Eminönü, Takı Meselesi ve Ankara'nın Bağları

Nişanımıza çok fazla insan davet etmedik. Ben zaten nişan yapmaya hevesli değildim, benim çok özencim olmayınca aileler de "madem o halde güçlerimizi birleştirip güzel bir düğün yapalım, nişana fuzuli para harcamayalım" diye anlaştı. Fakat evimizin kapasitesi de bu mühim olaya muhakkak şahit olması gereken aile büyüklerini ağırlamaya yetmiyordu. O yüzden bu yemek fikri ortaya atıldı. Biz zaten çok fazla dışarıda yemek yiyen bir aileyiz. Evimize yürüme mesafesinde Ataköy Şark Sofrası isimli bir restaurant var, oranın daimi müşterisiyiz, o yüzden aklıma ilk onun bahçesi gelmişti. Ama annemle babam "her zaman gittiğimiz yer, alelade bir gün gibi de olmasın, hem orada kendimize özel bir alan ayırma imkanımız da yok, bahçe büyük, bizden başka insanlar da ağırlanacaktır" diye düşünerek reddetti. Geriye iki ihtimal kalmıştı: ya daha yine aile içindeki özel zamanlarda, kutlamalar vs. için tercih ettiğimiz Hamdi Restaurant, ya da babam üyesi olduğu için özel imkanlarından faydalanabildiğimiz Yeşilyurt Spor Kulubu. Yeşilyurt Spor Kulubunun bu iş için mükemmel özellikte denize sıfır bir teras restaurantı var aslında, orası çok şık olabilirdi ama yemekler Hamdi'deki kadar iyi olmayacaktı. Mekan mı daha iyi olsun? Yemekler mi? noktasında bir tercih yapmamız gerekecekse aile boyu dombişler olarak elbette ki lezzetten taviz vermeyecektik:)

Sonuç olarak, Hamdi'de karar kıldık. Hamdi daha önce de yazdığım gibi, daha özel zamanlarda, kutlama yapmak için, ya da ben uzun süreli bir yurtdışı seyahatinden daha geldiğimde, veya yurtdışından misafirlerim geldiğinde.. gibi özel organizasyonlarımız için tercih ettiğimiz, gele gide sahibi Hamdi Arpacı ile kanki olduğumuz gibi restauranttı ve bu kankilik sayesinde Hamdi Usta bize hem en yoğun sezonunda VİP salonlarından birini ayırdı, hem de mükemmel bir menü hazırladı ve oldukça da indirim yaptı. Restaurantın iki farklı VİP salonu var. İkisinin büyüklüğü aşağı yukarı aynı ve ikisi de yaklaşık 40 kişi kapasiteli. Bize ayarlanan salon şuydu (boşken çekilen ve teyit için Almanya'daki bana yollanan fotoğraflar, o yüzden biraz kötüler)



Bu salon alt katta olduğu için çok manzaralı sayılmaz ama yine akşam, meydandaki arabaların ve otobüslerin hiçbiri yokken ve her yer ışıl ışılken uzaktan köprünün değişen renklerini izlemek gerçekten çok güzeldi. Üst katlara çıktıkça manzara mükemmelleşiyor, biz çift fotoğraflarımızı en üst kattaki terasta çektirdik ve gerçekten çok güzel sonuçlar aldığımızı söyleyebilirim.
Bu arada masaların bu karşılıklı 2 sıra şeklindeki konumu benim tercihimdi. Bizimle beraber toplam 28 davetlimiz vardı ve bunların 11 tanesi bizim aile, 17 tanesi Evrimlerin ailesi idi.  Sadece anneanne-babaanne-dede-hala-amca-dayı-teyzeleri davet etmiştik. Bizimkiler İzmir'den ve Bursa'dan, Evriminkiler de Ankara'dan, Bursa'dan ve Sivastan geldikleri için zaten bayramdan bayrama görüşebilen akrabalar, birbirileriyle sohbet edecekleri bir ortam yaratmak daha iyi olur diye düşündük. İki ailenin halaları teyzeleri kaynaşmasa da olur sonuçta:) Bizim tarafta daha çok boş sandalye kaldığı için ve bütünlüğü de bozmamak adına kayınvalidem ve kayınpederim, Evrim, ben ve annemle babam aynı masada oturduk.
Masaların normaldeki konumu ise şöyle idi (Hamdi'nin kendi sitesinden aldığım fotoğraf)


Masalar her iki şekilde yerleştirildiğinde de, servis için veya restaurant ortamında da olsa ille bi dans etmek isteyen çiftler için geri tarafta boş bir alan mevcut. Aslında bize günler öncesinden "müzik listesi oluşturabileceğimizi veya cd getirebileceğimizi, VİP salonun ses yalıtımı olduğunu" söylediler. Ben tabii hiç üstüme alınmadım, yemek sırasında geri planda çalacak hafif müzikleri kastettiklerini zannettim ve kebap yenen bir ortamda caz çaldırmanın da komik kaçacağını düşünerek müziği mekanın işletmecisine bıraktım. Meğer adam göbek atmak istiyor muyuz, onu soruyormuş. Tabii bunu nişan yemeği başladıktan sonra bana değil kayınvalideme sormalarıyla, onun da Evrim'in 4 yaşındaki yeğeni Erk'in favori şarkısı "Ankara'nın bağları, büklüm büklüm yolları şarkısını çalın" demesiyle öğrendim. Elit elit yemeğimizi yerken birden gümbür gümbür Seymen FM çalmaya başladı (e gaziantep yemekleri restoranında ankara havası cd'si ne arasın, adamlar radyo açmış tabii) ve Evrim'in bütün akrabaları kalkıp oynamaya başladı! Hemen gelip beni de kaldırmaya çalıştılar, ben de "yok ya ben oynamam, Evrim oynasın" dedim. Bunu derken  ağır abi sevgilimin bugüne kadar birlikte teşrif ettiğimiz hiçbir düğünde ben bir elimde mendil, kendimi oradan oraya atarken bile kalkıp iki gıdım salınmamış olmasına güveniyordum. "Evrim çoktan kalktı" dediler! Ana, bi baktım benimki açmış kollarını, Erkle karşılıklı omuz oynatıyor! Bi elinde tespih sallaması eksik!  Hemen kalktım hışımla, ama bunun zaten kapı gıcırtısına oynayan bir tip olmamla alakası yok sayın okuyucu, bir Edirne Roman olsun, Çiftetelli, Atabarı, Hele hele Entepli olsun... her daim başım gözüm üstüne ama Ankara Havası ne? Elvan Dalton muyum ben? sırf o Evrim Efendiye gözlerimi belertip kötü kötü bakmak için kalktım yeminlen. Ama aynı anda ohhh yandan yandan kıvırtırken pek etkili olamadım bittabi. Neyse ki ikinci şarkıya geçilemeden aklım başıma geldi, arkada dikilen garsona attığım 3 numaralı öldürücü bakışımla müziği kapattırdım ve efendi efendi yemeğimize geri döndük. 

(Aşırı aşırısı profesyonel paint dokunuşu benim eserim. Blogda kendi fotoğraflarımızı paylaşmayı pek tercih etmiyorum normalde. Ama bu anı ölümsüzleştirmek istedim nedense)

Yemekler, tek kelimeyle muhteşemdi. Hamdi'nin yemekleri her zaman çok güzel ama o gece bizim için ayrıca özenmişlerdi. Yemekleri önceden Evrimle benim en sevdiğim yemeklerden seçerek menü şeklinde hazırlatmıştık. İçkiyi alacarte  yaptık ki herkes istediğini, istediği kadar içsin. Şu an yemekleri tam hatırlamıyorum ama ordövr tabağı hazırlatmadık. Onun yerine masalara her 4 kişiye bir tabak düşecek şekilde çiğköfte, gavurdağı salata, antep peyniri, patlıcan söğürme, yoğurtlu şakşuka, bir iki başka hatırlamadığım meze koydurduk.   Önden herkesin tabağına fındık lahmacun, içli köfte, kuru dolma geldi. Arada bişey daha yedik onu hatırlamıyorum. Ciğer güveç de mi geldi sanki  masalara? Tam net değil çünkü biz o sırdada tek tek gezip herkesi öpüp sohbet ettiğimizden Evrimle ben yemeklerimizi en son, soğuduktan sonra yiyebildik, hatta masada ne kaldıysa onu yedik de diyebilirim:P Doyan var, doymayan var, seçen var, her yerini yemeyen var diyerek ana yemekleri yani karışık ızgara ve kebapları tabaklara porsiyon şeklinde değil, her dört kişiye bir tepsi şeklinde büyük tepsilerle servis ettirdik. Herkes tabaklarına aldı. O kısım dehşet başarılıydı. Kuzu şişlerin ve fıstıklı kebapların tadı hala damağımda:) Bu yemeklerin üzerine pasta hiç gitmeyecekti. O yüzden pastayı evde kestik ve yemeğin üstüne Hamdi'nin enfes kaymaklı katmerinden söyledik, sıcak sıcak kapışıldı. Ayrıca kendi ikramları olarak da baklava ve meyve tabakları getirdiler.. Gecenin sonunda herkes göbeklerini ovalıyordu. Hepimiz çılgın gibi yemiştik gerçekten, benim bile nişan elbisemden göbeğim pörtlüyordu, Evrim kemerini açtı filan:) 

Salonda sadece biz ve bize servis yapan garsonlar olduğu için adeta evde gibiydik. Evde istemede sadece benim tektaşımla sıra taşım takılmıştı, nişan yüzükleri orada takıldı. Evrim ille yüzüklerimizi büyük dayısı taksın istiyordu. Baştan ben "ne münasebet, nişan yüzüklerini kız tarafının büyüğü takar, dedem takacak" buyurmuştum da annem "deden çok heyecanlanır, zaten kalp hastası adam, strese sokmayalım" demişti. Evde istenirken de baktım adamcağız zangır zangır titriyor, tamam dedim, Evrim'in istediği gibi olsun. İyi ki de öyle olmuş, bir buçuk ay önce Caner Dayımızı ani bir şekilde kaybettik maalesef, onunla son anımız bizim için yaptığı nişan konuşması oldu, aklımızda hep o takım elbiseli, traşlı, jilet gibi haliyle kaldı, allah rahmet eylesin.

Nişan takıları konusunda kayınvalidemler çok anlayışlı davrandılar sağolsunlar. Ben önceden ince ince Evrim'i işlemiştim, kendi takılarımı kendim seçmek istediğim hususunda. Benim babamın çok yakın bir arkadaşı aynı zamanda pırlanta imalatçısı olan ünlü bir kuyumcunun sahibi. Ne zaman takı almak istesek ona gideriz, o bizim istediklerimizi özel olarak yapar ve maliyetine çok yakın bir fiyattan verir. Evrimle bu konuyu konuşmuş ve sürpriz yapıcam ayağına kendi kendine tektaş almaya kalkıp kazıklanmamasını tembihlemiştim. O yüzden nişana oldukça uzak sayılacak bir tarihte tektaşımın ve sırataşımın taşlarını seçmek ve sipariş vermek üzere oraya gittiğimizde, Evrim'in annesi  ve babası "Madem Ekin de beğendiği takıları seçsin, sipariş verin" demişler. Sağolsunlar, çok makbule geçti gerçekten, bu sayede tam istediğim gibi birşeyi, onların bütçesini aşmadan, ve aynısını dışarıda bir kuyumcuda mal edecekleri bütçenin çok çok altına, bana özel olarak yaptırma şansımız oldu. Annemle babamın takacaklarını da o gün orada seçip sipariş vermiştim. Sonra ben Almanya'ya gittim malum, siparişler teslim edilince annemler de takıları bankaya kasaya götürmüşler. Kayınvalidemle kayınpederim yazık, bana aldıkları hediyeleri ilk defa nişan günü, üzerime takarken görebildiler:) Hatta hediyeleşmeler bitip masaya oturduktan uzun bir süre kayınpederim elimi eline alıp "yaa nasıl bir yüzükmüş şu, ben göremedim" diye uzun uzun incelemişti de çok gülmüştüm:) (zira tektaş konusu epey maceralı hale getirmiştim. ille yuvarlak kesim bir taş, ve  rose renkli, yassı ve 6 ayaklı, yuvarlak montürlü bir yüzük diye tutturmuştum. Sırataşta da özel tercihlerim vardı:) Ama en son ortaya çıkan sonuç o kadar tatmin ediciydi ki, imalatçı çok beğenmiş ve 20 set daha yapmış satmak üzere:) Gerçi aldık da ne oldu? Banka kasasında kilitli duruyorlar hala, günlük hayatta sadece alyansımı ve Evrim'in bana ilk maaşıyla aldığı damla şeklinde bir pırlanta yüzüğüm var, onu takıyorum. Bazı sabahlar ellerim çok şişmiş uyanıyorum alyansım sıkıyor, o zaman da kayınvalidemin ilk bayramımızda armağan ettiği, kendi nişanından kalma özel bir yüzüğü var, onu takıyorum. Bazen hiçbirisini takmıyorum. Bazen Welch'den aldığım çelik bir alyansım var onu takıyorum:) Ayran gönüllüyüm anlayacağınız. Bence tektaş ve sırataş hiç rahat şeyler değil,  toplu taşımada tedirginlik yaratıyor, sokaklarda gaspa maruz kalıcam diye ödümü kopartıyor, çıkıntı durduğu için her yere çarpıyor ve benim gibi spor giyinen, 1.57 boyunda, 49 kiloluk insanların elinde annesininkini takmış gibi duruyor. Artık evlendikten sonra takarım:)

Nişana kalmış 2-3 gün, Evrim durdu durdu o soruyu sordu: "Biz davetiye bastırdık mı?" Alllah allah, alt tarafı 28 kişi çağırmışım, restaurantın adını, adresini vermişim, niye davetiye bastırayım deli miyim neyim:) Ama anladım ki saklayacak bişey verelim istiyor. Çok saçma bulduğumdan nişan hediyeliği de yaptırmamıştım çünkü (çünkü benim bildiğim o dediğiniz nikahta olur pek sevgili gelin adayları, nişan hediyeliğini nereden çıkarttınız bilmem! al işte sizden görmüş benim sevgilim de özeniyor! diye epeyce bi de söylendim) Aklıma İbeking'den aldığım ve çekmeceleri yerleştirirken elime geçip duran kart setleri geldi. Hemen çıkarttım bir tanesini, başladım tek tek yazmaya:


Tombiş görünce hem çok memnun oldu, hem de neden Evrim'i Ekin'den önce yazmışım? Hiç centilmen değilmişim, önce kadınların ismi yazılırmış diye beni iğneledi:)


Bütün bunların dışında, nişanımız tam istediğim gibi, tam hayal ettiğim gibi geçti. Bildiğim kadarıyla herkes, 4 yaşındaki Erk'ten 86 yaşındaki babaanneme kadar herkes herşeyden çok memnun kaldı. Herkes birbiriyle sohbet etti ve çok eğlendi. Yemekler de çok güzeldi. Biz de tek tek herkesin yanına gidip biraz oturup sohbet ederek tebriklerini kabul ettik. Herkesle fotoğraf çektirdik. Güzel anılar bıraktık geride. Velhasıl-ı kelam,  salonda büyük nişan yapmak istemeyen, ama evinde de kalabalıkları ağırlayabilecek ortamı olmayanlara bu yöntemi şiddetle tavsiye ederim. İsteme bile burada olsa olurmuş. Hamdi Restaurant ise çok çok iyi bir seçim olmuş. Bizi gerçekten mest ettiler. Buradan tekrar teşekkür ediyorum kendilerine:)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder